|
Yeni Üye
Üyelik tarihi: Dec 2006
Yaş: 39
Mesajlar: 14
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0 
|
M.Kemal ATATÜRK'ün Laiklik ilkesi
A) Laikliğin Anlami Ve Içeriği : (1)
Antik Dillerden Gerekçe’de “laos” Kitle, Halk, Topluluk Anlamina Gelmekte, Ondan Türeyen “laikos” Ise Din Adami Sifati Ve Yetkisini Taşimayanlar Için Kullanilmaktadir. Latince’de “laicus” Biçiminde Geçen Bu Sözcük, Bati Dillerinde Bu Kökten Türetilmiştir.
Türkçe’ye Fransizca’dan Geçen “laik” Sözü, Eski çağlarda, Rahipler Sinifina Mensup Olmayanlar Anlaminda Kullaniliyordu. Fransizca “laic Veya Laique” Dünya Işlerini, Din Işlerinden, Dini Otoriteden Bağimsiz Olarak Ele Alan Anlamindadir.
Hiristiyan Aleminde De, Kilise Adamlarina “clerici” (cleras = Ruhban Sinifi), Bunlarin Dişinda Kalan Inanmişlar Topluluğuna, “laici” Deniyordu. Zamanla Kelime, Bir Felsefi Yaklaşimi Veya Devlet Ile Din Arasindaki Ilişkileri Anlatmak Için Kullanilmaya Başlandi.
Laikliğin üzerinde Herkesin Anlaştiği, Tek Ve Ortak Bir Tarifinin Yapilamayişinin Sebepleri Vardir.
Bir ülkenin, Tarihi, Sosyal Ve Siyasal şartlari, ülkede Yaygin Olan Dinin özellikleri, O ülke Için Geçerli Olan Laiklik Anlayişini Ve Uygulamasini Geniş ölçüde Etkiler.
Bir Defa Laiklik, Sadece Felsefi, Ideolojik Bir Kavramdan Ibaret Değildir; Hayata Geçirilen, Uygulanan Bir Ilkedir. Böyle Olunca Uygulandiği ülkenin Dini, Siyasi, Sosyal şartlari Laiklik Anlayişini Etkilemektedir. Laiklik Anlayişinin Ve Uygulanişinin ülkeden ülkeye Hatta Kişiden Kişiye Büyük Farklilik Göstermesi Kaçinilmazdir. çünkü Laikliğe Karşi Olan Kişilerde, Laikliği Kendi Anlayişlarina, Hatta Siyasi Görüşlerine Göre Yorumlayarak Benimser Görünmüşlerdir. Yani Her ülkede Laiklik Zamana Ve Yukaridaki şartlara Göre Ayri Tanimlandiği Gibi, Ayni ülke Içinde De Laikliğin Felsefesi, Siyasi, Hukuki Açidan Farklilik Gösterdiği Bilinmektedir.
Felsefi Laiklik : Iman Ve Inanç Yerine, Akil Ve Bilimin üdtünlüğünü Kabul Eden Bir Anlayiştir.
Siyasi Laiklik : Siyasi Iktidarin, Dini Kudretten Ayrilmasidir. Yani Egemenliğin Ilahi Değil, Millete Ait Olmasidir.
Hukuki Laiklik : Devlet Ile Dinin Birbirine Karişmamasidir. Yani Devletin, Dini Kurallara Göre Yönetilmemesidir.
Bütün Bu Farkliliklarin Bulunmasina Rağmen Türkiye Cumhuriyetinde Bir Anayasa Ilkesi, Bir Hukuk Deyimi Haline Gelmiş Olan Laikliğin Bazi Tartişilmaz Unsurlari Vardir. (2)
1. Laikliğin Bir Unsuru Din Ve Vicdan Hürriyetidir.
Laik Devlet, Kişilerin Bu Hürriyetlerini Sağlar Ve Korur. Bir Din Veya Mezhep Mensuplarinin, Başka Din Veya Mezhep Mensuplarina Karşi Baskisini önlemek, Laik Devletin Görevidir.
Bu Konuda Anayasa’da şöyle Denmektedir. “herkes, Vicdan, Dini Inanç Ve Kanaat Hürriyetine Sahiptir”.
Ancak Ibadetler, Dini Ayin Ve Törenler Kamu Düzeni Ve Genel Ahlak Bakimindan Devletçe Sinirlandirilabilir. Bu “din Ve Mezhep Ayirimi Yaratmak Veya Herhangi Bir Yoldan Bu Kavram Ve Görüşlere Dayanan Bir Devlet Düzeni Kurmak Amaciyla Kullanilamayacaği” Yolundaki Sinirlamadir. O Halde “ibadet, Dini Ayin Ve Törenlerin Serbestliği, Teoratik Bir Devlet Düzeni Kurmak Amaciyla Kullanilamaz”.
Din Ve Vicdan Hürriyetiyle Ilgili, Anayasanin Bir Başka Maddesi Ise, şu şekildedir: “kimse Ibadete, Dini Ayin Ve Törenlere Katilmaya, Dini Inanç Ve Kanaatlerini Açiklamaya Zorlanamaz. Kimse Dini Inanç Ve Kanaatlarindan Dolayi Kinanamaz”(3).
2. Din Ve Devlet Işlerinin Ayrilmasidir:
özellikle Islam Dünyasinda, Laik Devletle, Millet Egemenliği Ilkesi Ve Millet Temsilcilerinin Haklari Arasinda Siki Ilişkiler Vardir. Laik Devlete Karşi Olanlar, şer’i Kanunlar Dişinda, Herhangi Bir Kanun çikarma Hakkini Kimseye Tanimazlar.
Laik Devlette, Devletin Siyasi Yapisini, Hükümet Ve Idarenin Işleyişini, Toplumun Yaşayişini Düzenleyen Kanun Ve Kurallari, Dini Prensipler Değil, Akil, Mantik, Ihtiyaç Ve Hayatin Gerçekleri Tayin Eder. Atatürk Bu Konuda “.... Biz Ilhamlarimizi Gökten Ve Gaipten Değil, Yaşanilan Hayatin Kendisinden Almiş Bulunuyoruz.”(4) Demiştir.
T.c. Anayasasi Ise Bu Konuda şöyle Demektedir: “kimse, Devletin Sosyal, Ekonomik, Siyasi Veya Hukuki Temel Düzenini, Kismen De Olsa Din Kurallarina Dayandirma Veya Kişisel çikar Yahut, Nufuz Sağlama Amaciyla, Her Ne Suretle Olursa Olsun, Dini Veya Din Duygularini Yahut Dince Kutsal Sayilan şeyleri Istismar Edemez Ve Kötüye Kullanamaz” (5)
Bu Yönü Ile Laiklik, Din Ve Devlet Işlerinin Ayrilmasini, Dinin Devlet Idaresine Kariştirilmamasini Ifade Etmektedir. Atatürk özellikle Bir çok Yerlerde Yaptiği Konuşmalarda Bu Konunun önemini Israrla Vurgulamiştir.
3. Eğitimin Laikleştirilmesi Ve Eğitim Birliği : (tevhid-i Tedrisat Ilkesi, Laikliğin Ayrilmaz Bir Parçasidir.)
Eğitim Kurumlari Ve Içeriğinin, Din Kurallarina Göre Düzenlenmeyip, Akilci Ve çağdaş Kurallara Göre, çağin Ihtiyaçlarina Cevap Verebilecek şekilde Düzenlenmesidir.
Bu Konuda 1961 Anayasasinin 19. Maddesinin 4. Fikrasinda şöyle Denilmektedir. “hiç Kimse Kendisinin Isteği Dişinda, Devletin Resmi Olarak Benimsediği Bir Din Veya Mezhebi öğrenip, O Yolda Eğitilmeye Zorlanamaz. Din Eğitim Ve öğretimi Kişilerin Kendi Isteğine Ve Küçüklerin De Kanuni Temsilcilerinin Isteğine Bağlidir.” Yine Ayni Anayasanin 21.maddesinde De şöyle Denilmektedir: “çağdaş Bilim Ve Eğitim Esaslarina Aykiri, Eğitim Ve öğretim Yerleri Açilamaz”.
1982 Anayasasinin 24. Maddesi De, Din Eğitimini, Din Kültürü Ve Ahlak Eğitiminden Açikça Ayirmiş Ve Din Eğitiminin Zorunlu Olmadiğini Tekrarlamiştir. 1982 Anayasanin 42. Maddesindeki şu Hüküm De Laiklik Ile Doğrudan Ilgilidir. “eğitim Ve öğretim, Atatürk Ilkeleri Ve Inkilaplari Doğrultusunda, çağdaş Bilim Ve Eğitim Esaslarina Göre, Devletin Gözetim Ve Denetimi Altinda Yapilir. Bu Esaslara Aykiri Eğitim Ve öğretim Yerleri Açilamaz”.
Görüldüğü Gibi, öğretim Birliği 1961 Ve 1982 Anayasalarinda Atatürk Ilke Ve Inkilaplarini (eserlerini) Ayakta Tutmak Için Mutlaka Uyulmasi Ve Korunmasi Gerekli Temel Yasalar Arasinda Gösterilmiştir.
4. Din Ve Mezhepleri Ne Olursa Olsun “devletin” Yurttaşlarina Eşit
Muamele Yapmasi:
Laikliğin Bu Unsuru, Anayasada Açikça Yer Almiştir. “herkes Din, Mezhep Ve Benzeri Sebeplerle Ayirim Gözetilmeksizin Kanun önünde Eşittir” (6). Laiklik Bu Unsuru Gereği, Atatürk’ün Milliyetçilik Ilkesinin De Koruyucusu Durumundadir.
5. Devletin Resmi Dininin Bulunmamasi.
Her Türlü Din Ve Allah Inancini Reddeden, Ideolojisinin Gereği Olarak Vatandaşlarina Dinsizliği Telkin Eden Devletler Laik Olmadiği Gibi, Dine Dayali Teokratik Devletlerde Laik Değildir.
Laik Devlet, Belli Bir Dinin Kurallarini Vatandaşlarina Benimsetmek Ve Uygulamak Için Zorlayici Kurallar Koymaz. Din, Kişisel Bir Vicdan Sorunudur Ve Devlet Resmi Bir Dininin Bulunmadiğini, Hiç Kimseye Baski Yapilmamasi Gerektiğini Anayasasi Ve Kanunlariyla Korur.
Laiklik Bazi ülkelerde, Din Görevlileri, Ibadethaneler Ve Din Eğitimi Için, Devlet Bütçesinden Hiç ödeme Yapilmamasi şeklinde Anlaşilmaktadir. Fakat Türkiye’de Bu Konu çok Farkli Bir özelliğe Sahiptir. Diyanet Işleri Başkanliğinin Devlet Kurumlari Arasinda Yer Almasi, Laikliğin Korunmasi Bakimindan Da Gerekli Görülmüştür (7).
Anayasada Bu Konuyla Ilgili Hüküm şu şekilde Vurgulanmiştir: “genel Idare Içinde Yer Alan Diyanet Işleri Başkanliği, Laiklik Ilkesi Doğrultusunda, Bütün Siyasi Görüş Ve Düşüncelerin Dişinda Kalarak Ve Milletçe Dayanişma Ve Bütünleşmeyi Amaç Edinerek, özel Kanunda Gösterilen Görevleri Yerine Getirir”(8).
B) Atatürk’e Göre Laiklik :
Yetmiş Yedi Yillik Cumhuriyet Tarihimizde, Atatürkçülüğün Temeli Olan Ilkelerin Herbiri Hakkinda, Türkiye Içinde Ve Dişinda çok şey Yazilmiş Ve Söylenmiştir. Bu Ilkeler Arasinda Laiklik, Kitap Ve Makale Olarak Yoğun Bir Yayina, Konferans, Sempozyum Ve Panel Olarak Da Tartişmaya Konu Olan Inkilap Ilkemizdir. Laiklik Için Açikça Atatürk Ilkeleri Içerisinde Ençok Tartişilan Fakat En Az Anlaşilan, Türk Toplumunun Sürekli Güncel Konusudur Diyebiliriz.
Laik Terim Olarak, Din Ile Dünya, özellikle Din Ile Devlet Işlerinin Ayrilmasi Anlamini Taşir. Fakat Atatürk Laikliğinin Daha Geniş Ve Kendine özgü Bir Anlami Vardir. Buna Göre Laiklik; “dini Faaliyetlerin Devlet, Fikir Ve Ekonomik Hayattan Ayrilarak Ele Alinmasini, Devletin Dini Esaslara Ve Güce Dayanmamasini, Dünyevi Işleri Ve Otoriteyi, Dini Işler Ve Otoriteden Ayirarak, Dinin Diğer Dünya Kurumlarini Kontrol Etmemesi Ve Yalniz Gerçek Dini Konularla Ilgilenmesini Sağlayan, Dünya Sorunlarina Akilci Ve Bilimsel Açidan Bakmayi öngeren, Dinin Hakkini Dine, Devletin Hakkini Devlete Veren Bir Kavramdir” (9). Yani Laiklik Sadece, Din Ve Dünya Işlerini Ayirarak, Kişilere Vicdan Ve Ibadet özgürlüğünün Verilmesi Değil, Ayni Zamanda Dünya Sorunlarina Bilimsel Açidan Bakmayi öngeren Bir Hayat Tarzi, Bir Dünya Görüşüdür.
Laiklik Ilkesi, Türk Devletinin Diğer Ilke Ve Esaslarini Bütünleyerek Güçlendirir. Dinin, Dini Olmayan Konulardan Ayrilmasini Saptayacak Esaslarin Uygulanmasini Gerçekleştirerek, Dinin özüne Dönmesini Bu Suretle Kişilerin Bütün Sadeliği Ile Dindar Olmalarini Sağlar. Diğer Bir Ifade Ile Atatürk, Akilciliğin Dine Yansimasinin Sonucunu, Laiklikte Görmüştür. Inkilabin Temelinde Yatan Akilcilik Ilkesi Laiklikle Uygulama Alani Bulmuştur (10).
Atatürkçü Düşünce Sisteminde Din; Toplumsal, Siyasal, Ekonomik, Eğitsel, Sanatsal Kurum Ve Kurallari Belirleyici Bir Konumda Olamaz. Toplumlar Bu Alanlari Bilimsel Verilerin Yardimiyla, Demokratik Süreç Içinde Varacaklari Değişmeye De Açik Uzlaşmalar Yoluyla çözümleme Gereğine Inanmaktadirlar. Herhangi Bir Dinin Bu Alanlari Düzenleyen Değişmez, Kutsallik Niteliğini Taşiyan Hükümleri çevresinde Ilerleme De, Toplumsal Uyuşma, Toplumsal Birlik Ve Dayanişma Da Toplumsal Bariş Ta Sağlanamaz. Dinlerin Toplumlari Yönettikleri Dönemde Bile Birçok Mezheplere Bölünmüş Olmalari Boşuna Değildir. üstelik Yeni Ve Yakin çağlarda Yaşamin Bilimsel Olarak Bilinebilir Alanlari Durmadan Genişlemiştir. Bu Alanlarda özgür Tartişmaya Ve Araştirma Verilerine Dayali çözümler, öneriler çoğunluk Kararina Dönüştürülerek Toplumsal Dayanişma Içinde Uygulamaya Geçirilebilir. Bu Olanak Ortaya çiktiktan Sonra Kimse Ne Türlüsü Olduğu Kestirilemeyen (“iman Ile Paranin Kimde Olduğu Bilinmez” Sözü Binlerce Yilliktir) Dini Inançlarin Zorlamasiyla Düzen Kurmada Direnmek Topluma Uyum Değil, Uyumsuzluk, Dayanişma Değil çözülme, Bariş Değil Kavga Getirir (11).
Prof.dr.turhan Feyzioğlu’na Göre: Atatürkçü Düşünce Sisteminde Laiklik, Sadece Din Ve Devlet Işlerinin Ayrilmasindan Ibaret Bir Devlet Yönetimi Prensibi Değil,ayni Zamanda Bir Hayat Tarzi, Dünya Ve Toplum Sorunlarina Akilci Ve Bilimci Bir Bakiş Açisidir. Bundan Dolayidir Ki Laiklik, Türkiye’nin çağdaşlaşmasi Temel Hedefinden Ayrilmaz Ve Onun Zorunlu Bir Parçasini Oluşturur (12).
Atatürk’ün Laiklik Anlayişi Bazi Kişilerin Iddia Ettikleri Gibi Dine Karşi Değil, Dinin Sömürülmesine, Dinden çikar Sağlanmasina Karşidir. “laiklik Asla Dinsizlik Olmadiği Gibi Sahte Dindarlik Ve Büyücülükle Mücadele Kapisini Açtiği Için Gerçek Dindarliğin Gelişmesi Imkanini Temin Etmiştir. Laikliği Dinsizlikle Kariştirmak Isteyenler, Ilerleme Ve Canliliğin Düşmanlari Ile Gözlerinden Perde Kalkmamiş Doğu Kavimlerinin Fanatiklerinden Başka Kimse Olamaz” (13).
Atatürk, Laikliğin Dinsizlik Olmadiğini şu şekilde Açiklamaktadir. “din Bir Vicdan Meselesidir. Herkes Vicdaninin Emrine Uymakta Serbesttir. Biz Dine Saygi Gösteririz. Düşünce Ve Tefekküre (düşünceleri Derinleştirme) Muhalif Değiliz. Biz Sadece Din Işlerini, Millet Ve Devlet Işleriyle Kariştirmamaya çalişiyor, Kasde Ve Fiile Dayanan Taassupkar (gerici) Hareketlerden Sakiniyoruz. Mürtecilere (gericilere) Asla Firsat Vermeyeceğiz” (14).
Atatürk Laikliği, Dine Akilci Yoldan Yaklaşir. Böylece Insan Aklinin Soracaği Sorulara Yine Insan Aklinin Bulacaği Cevaplari Benimser. Böyle Bir Yaklaşim Dinde Taassubu Ve Hurafeleri önler. Kendi Dinlerinden Başka Dinlere, Inananlara Veya Inanmayanlara Karşi, Insanlarda Hoş Görüyü Geliştirir.
Bu Açiklamalardan Ortaya çikan Gerçek şudur Ki, Atatürkçülükte Ifade Edilen Laikliği Dinsizlik Manasinda Anlamak çok Yanliştir. Atatürkçülükte Laiklik, Dinin Hakkini Dine, Devletin Hakkini Devlete Vererek, Din Ile Devleti Birbirinden Ayirip, Devlet Işlerinde Aklin Gösterdiği Yoldan Yürümeyi Gerçekleştirir (15).
Samimi Dindar Kişi Ile, çikarci Yobaz Farkini Gayet Iyi Değerlendiren Atatürk, Laiklikle Dinin, Din Duygusu Ile Inanç Ve Ibadet Alaninin Asla Zedelenmeyeceği, Tersine Manevi Bakimdan Içtenlikle Yücelik Kazanacağini Iyi Biliyordu. Bundan Dolayidir Ki Atatürk, Psiko-sosyal Ve Kültürel Bir Içeriği Olan Laikliği Açiklarken Bu Noktayi şu Sözleriyle Titizlikle Belirtiyordu. “laiklik Prensibinde Israr Ediyoruz. çünkü Milli Iradenin, Insanliğa Mal Olmuş Değerlerin, Belki De En Kutsali Olan Din Hürriyeti,ancak Laiklik Prensibine Bağlanmakla Korunabilir”.
Laiklik, Siyasal Olduğu Kadar, Kültürel Yaşantiya Da Yön Veren Bir Role Sahiptir. Ulu önder Atatürk’ün önderliğini Yaptiği Bu Başarili Girişim Ile Türk Milleti Kişi Ve Toplum Bakimindan Açik Ve Aydinlik Bir Düzeye çikarilmiştir. Böylece Türkiye’de, Cumhuriyet Rejimini Niteleyerek Ondan Ayrilmaz Bir Bütünlük Gösteren Bu Inkilap Ilkesi, Diğer Inkilaplarin Hem Tabani Hem De Garantisi Olmuştur. Laikliğe Bu Bakimdan, Cumhuriyetimizin En önemli Tarihi Olgusudur Diyebiliriz. çünkü Bu Başarili Girişim Ile, Teokratik Ve çökmüş Bir Ortaçağ Imparatorluğu Yerine, çağdaş Bir Devletin Doğuşu, Dini Bir Eğitim Yerine, Vicdan özgürlüğü Kavrami Getiren Zihniyetin Kanunlarla Perçinleşmesi Mümkün Olabilmiştir. Yansiz Ve Tarafsiz Olarak Tüm Bu Belgeler Arasinda Biz Atatürk’ün Din Ve Dine Ilişkin Yaptiği Konuşmalari Biraraya Getirdiğimizde Açikça şunu Görmekteyiz. Atatürk’ün Bir Yurt Sorunu Olarak En çok üzerinde Durduğu Ve Açiklamalarda Bulunduğu Alan, Din Ve Laiklik Alanidir. Bunun Gerçek Nedenlerini De Bizzat Kendi Sözlerinde Bulmaktayiz.
Düşünce Ve Inanç özgürlüğü Demek Olan Laiklik Ilkesi, Atatürk’ün Dünya Görüşünün Kilit önemindeki ögesi, Bütünüyle Atatürk Inkilaplarinin Genel Karakterini Belirleyen özelliğidir.
Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini çağdaş Temeller üzerine Kurarken, Türk Toplumunu, ümmet çaği Tutum Ve Anlayişlarindan, özgür Düşünce Ve Inanca Sahip Bir Türk Milleti Olmanin Bilincine Kavuşturmak Istemiştir. Bunun Tek Yolu Da Laikliği Uygulamak Ve Uygulatmaktir. Böylece Atatürk’ün Laikliğe Verdiği önem, Bu Ilkenin Tüm Inkilapçi Düşüncenin Temeli Durumunda Oluşundadir (16).
C) Laikliğin Amaci Ve Sağladiği Faydalar :
1) Amaci :
Laik Devlette Devletin Dini Olmaz. çünkü Hukuk Devleti Fikri Ile, Mevcut Dinlerden Birinin üstün Tutulmasi Fikrini Bağdaştirmak Mümkün Değildir. Devletin Dini, Ayri Dinlere Mensup Veya Inanmayan Vatandaşlarin Kamu önünde Eşitliğine Aykiri Düşer. Laik Devlette Din Hürriyetinin Doğal Sonucu Olarak, Bütün Dinler Kamu Düzenine Aykiri Düşmedikçe Taninir. Laikliği Kabul Ederken Onu Yeni Bir Dünya Mezhebi Durumuna Da Sokmamak Gerekir.
Atatürk Türk Inkilabini Laik Ve çağdaş Temeller üzerine Oturtmayi Amaçlamiştir. çünkü Türk Toplumu çağdaş Uygarliğa Ulaşmak Için Atilimlar Yapabilmek Zorundadir. Bu Nedenle Laikliği Temel Ilkeler Arasina özenle Oturtmuştur. Bundan Dolayi Onun Inkilap Hareketlerinden Birçoklari Laik Bir Toplum Oluşturma Isteğinden Kaynaklanmaktadir (17) Bundan Başka Laiklik Ilkesi, Birçok Inkilap Hareketlerinin Gerçekleştirilmesine Imkan Sağlamiştir. çünkü Laikliğin Düşünce Ve Tutumda Yerleşmesi Hem Ilericilik, Hemde Demokratik Yaşam Felsefesine Uygundur. Kaynağini Hayat Anlayişindan Alan Gerçekçilik Ve Akilcilik, Araştirma, Deneme Ve Iyiyi Bulma Zihniyetine De Yardimcidir.
Atatürk’ün Laiklik Ilkesinde, Birkaç Yönlü Amaçlarin Varliği Görülür. Bunlari özlü Yönleriyle Belirtmek Gerekirse, Devlet Yönetiminde Dinin Vesayetinin Ayrilmasi, Bireylere Din-vicdan özgürlüğünün Sağlanmasi Ve Inkilap Için Gerekli Olan Ve Toplumu Oluşturan Bireylerde Akilci Ve Gerçekci Bir Düşünüşün Yerleştirilmesidir. Bir Başka Deyişle Günümüzde Niçin Laiklik Sorusuna üç Yönlü Cevap Verilmektedir. Bunlar; (18)
1. çağdaşlaşmak Için Laiklik
2. Millileşmek Için Laiklik
3. Demokratikleşmek Için Laikliktir.
Medenileşmek Için Laiklik :
Medenileşmek (çağdaşlaşmak) Için Niçin Laikliğe Gerek Duyulduğunu Yukarida Ele Almaya çaliştik. Kisaca özetlersek; Türk Inkilabi’nin Temel Amaçlarindan Biri Olan Türk Milletini çağdaş Medeniyete Ortak Edebilmek Için, Islam Medeniyetinin Getirmiş Olduğu Bağlari çözmek Gereklidir. çünkü Bazi Dar Yorumcular, Bunu Kötüye Kullanarak Devletin Gelişmesini önlemeye çalişmaktadir. Işte Bu Bağlari çözmenin Yolu Laiklikten Geçer. Bati Medeniyetini Diğer Medeniyetlerden Ayiran Temel özellikler Bu Medeniyetin Ruh Hürriyetine Dayanmasidir.
Millileşmek Için Laiklik :
Imparatorluklar Genellikle Birden Fazla Milletten Oluşan Kozmopolit Devletler Olduğu Için Milliyetçilikten Pek Fazla Söz Edilemez. Osmanlilar Da Bir Imparatorluk Olup, çok Milletten Oluştuğundan Onlarda Da Milliyetçilik Zamanla önemini Yitirmiştir. Hatta 8.yy.’da Orhun Anitlarinda çin Emperyalizmine Karşi çok Belirgin Bir Hal Alan Türk Milliyetçiliği, Islam Dünyasinda Yoğunluğunu Büyük ölçüde Kaybetmiştir (19)
Orhun Anitlarindan Anladiğimiz Kadariyla Türkler’de 8.yy’da Siyasi Içerikte Olan Bu Milliyetçilik, Avrupa’da Ancak 1789 Fransiz Ihtilalinden Sonra Bir Ideoloji Olarak Ortaya Atilmiştir. 1789 Fransiz Ihtilalinin Getirdiği Fikirler Osmanli Imparatorluğunu Etkileyip Azinliklar Bağimsizliklarini Ilan Etmeye Başlayinca, Ilk önceleri Milliyetçilik Fikrine Ilgi Göstermeyip “osmancilik” Ve “islamcilik” Fikrini Savunarak Devleti Ayakta Tutmaya çalişan Türkler (özellikle Jön Türkler) Bunda Başari Sağlayamayinca Türk Milliyetçiliği Görüşüne Sarilmişlardir.
Milliyetçiliğin önemini Kavramak Için, Türk Milletinin Islam Medeniyetine Girdikten Sonra Ne Gibi Değişmelere Uğradiğina Bakmakta Fayda Vardir. Bu Konuda F.köprülü “daha Islamiyetten önce Yazilari Ve Yazili Edebiyatlari Olan Türklerin Müslüman Olduktan Sonra, Yeni Dinin Tesiriyle Mazilerini Unutmalari çok Dikkate Değer Bir Hadisedir. Türkler’deki Yüksek Sinifin Yeni Bir Yabanci Milliyetle Temas Eder Etmez Derhal Onun Cazibesine Kapilarak, Milli Kiymetlerini Küçümsemesi Ve Geçmişi Ile Alakasini Kesmesi, Kültür Tarihimizde Daima Tesadüf Edilen Marazi Bir Olaydir” (20) Demektedir.
örneğin, Islam Dünyasinda Toplumlarin Birbirine Yakinliğini Veya Uzakliğini, Irk, Dil, Kültür Gibi Değerlerden Daha çok Din Ve Mezhep Ortakliği Tayin Ettiğinden, Osmanli Ve Iran Toplumlari Mezhepleri Farkli Olduğu Için Daima Birbirlerine Yabanci Olarak Bakarken, Arnavut, Boşnak, Pomak Gibi Balkanlarda Müslümanlaşmiş Gruplar Osmanli’ya Daha Yakin Olmuş, Hatta Bunlardan Bazilari Ayni Dili Konuşan Hiristiyan Soydaşlarinin Egemenliğini Kabul Etmeyerek, Türkiye’ye Göç Etmişlerdir (21).
Görülüyorki Biz Imparatorluktan Milli Devlete Geçerken Ayni Zamanda Laik Düzene Geçmemiz Kaçinilmaz Bir Gerçektir. (zorunluluktur). Oysa Avrupa’da Laiklik Ortaya çikarken Milli Devletler Kurulmuştur. Anadolu Gibi, çok çeşitli Din Ve Mezheplere Sahne Olmuş Bir Bölge De Yaşayan Milli Bir Devleti Ayakta Tutmak Için Laik Düzen çok Daha Gereklidir. çünkü Milli Devleti Ayakta Tutmanin En Kolay Yolu, Milli Birliği Sağlamaktir. Milli Birliği Sağlamak Için De Laik Düzene Geçmek şarttir.
Demokratikleşmek Için Laiklik :
Laiklik, Liberal Demokrasinin Gelişmesinde önemli Rol Oynamiştir. çünkü; Devlet Otoritesinin Sinirlandirilmasi Fikrinin Gelişmesinde, Siyasi Kudretin Dini Kudretten Ayrilmasi Bir Unsur Olmuştur. Oysa Laik Olmayan Devlet Düzeninde, Devlet Din Araciliği Ile, Kişilerin özel Hayatlarina Gereğinden Fazla Müdahale Etme Hakkina Sahiptir. Din Ve Devlet Ayriliği Beraberinde Birçok Hak Ve Hürriyetleri De Getirmiştir. Bunun Için Laiklik, Demokratik Düzene Geçerken Gerçekleştirilmesi Gereken önemli şartlardan Birisidir.
Ayrica Demokrasinin Temel Prensiplerinden Olan Hürriyet Ve Eşitlik Ancak Laik Bir Düzen Içinde Bir Anlam Ifade Eder. Bu Prensiplerden, “hürriyetin Herşeyden çok Insanin Yaratici Tarafina Destek Olduğu Düşünülürse, Medeniyet Ve özellikle Bati Medeniyeti Içindeki Hayati Değeri Büsbütün Belirir. Hürriyet, Dini Ve Ladini Her çeşit Doğmanin Baskisindan Kurtulmaktir (22). Bu Durumda Din Hürriyeti Demokrasinin Temel Ilkelerinden Olan Hürriyetin Içinde Erimektedir. Böylece Din De Hürriyet Ve Eşitlik, Insanin Temel Hak Ve Hürriyetleri Arasinda Yer Almiştir. Demorakratik Yönetimi Benimseme, Zorunlu Olarak Beraberinde Laikliğide Getirmektedir. Bundan Dolayi Laiklik Ve Millileşme Bir Arada Gelişmeye Başladiği Gibi, Demokratikleşme Ve Laiklik De Bir Arada Gelişmeye Başlamiştir.
2) Laikliğin Sağladiği Faydalar :
Laikliğin Sağladiği Faydalara Geçmeden önce, Laik Bir Devlette Bulunan Evrensel üç Nitelik Açisindan, Atatürk Laikliğine Baktiğimizda Karşimiza şöyle Bir Durum çikmaktadir. Her Yönüyle Laik Olan Bir Devlette şu üç Nitelik Bulunmaktadir.
- Dini Hürriyet
- Dini Eşitlik
- Din Ve Devlet Ayriliği
Atatürk’ün Laikliği Bu üç Niteliği Kapsadiği Gibi, Türk Toplumunun Sosyal Yapisi Da Dikkate Alinarak Bazi Yenilikleri De Içermektedir. Ancak Bazi Bilim Adamlari Diyanet Işleri Başkanliğinin Devlet Kurumu Olmasindan Dolayi, Türkiye’de Bati Tarzinda Tam Bir Laikliğin Uygulanamadiğini şöylemektedirler. Oysa Bir ülkenin Tarihi, Siyasi Ve Sosyal şartlari, ülkede Yaygin Olan Dinin özellikleri, O ülke Için Gerekli Ve Geçerli Olan Laiklik Anlayişi Ve Uygulanişini Geniş ölçüde Etkilemektedir (23).
Laiklik Her Ne Kadar Din Ve Devlet Işlerinin Birbirinden Ayrilmasi Demek Ise De, Laikliğin Korunmasi Için Devlet, Din Işlerine Müdahale Etmet Zorundadir (türkiye’de Din Işleri Bir Kamu Hizmeti Sayilmiş Ve Diyanet Işleri Başkanliği Devlet Kurumlari Arasinda Yer Almiştir). çünkü; Farkli Inançtaki Kişilerin Birbirlerinin Inançlarina Saldirmalarini önlemekle Görevlidir (24). Birde Devletin Laik Yapisina Yönelik Dini Davranişlara Imkan Vermemek Amaciyla Devlet Ister Istemez Din Işlerine Karişmaktadir. çünkü Türkiye, Dini Siyasete Kariştiran Devlet Sisteminin Izdiraplarini Her Memleketten Daha çok çektiğinden, Din Işleri Ve Kurumlari Cumhuriyet Rejiminde Tamamen Başi Boş Birakilmayip, Mevzuati Ve Teşkilati Ile Kontrol Altinda Tutulmak Istenmiştir.
Acaba Türkiye’de Diyanet Işleri Başkanliği Niçin Devlet Teşkilati Içinde Yer Almiştir? Yukaridaki Açiklamalari Ele Alarak Bunun Nedenlerini şu şekilde Siralayabiliriz.
1) Islam Dininin Kendi Mahiyetinden Dolayi; Islam Dini, Ayni Zamanda Islam Devleti Olarak Geliştiğinden, Yani Din Hazir Bir Devlete Gelmeyip, Bir Devletin Kurulmasini Sağladiğindan Ve Kurumsal Bir Din Olmayip, Devletten Ayri Bir Teşkilati Bulunmadiğindan Ve Bu şekilde Süre Geldiğinden Dolayi.
2) Diğer Bir Neden, Türkiye’nin Tarihi, Sosyal Ve Kültürel şartlarinin, Devletten Bağimsiz Dini Kuruluşlarin Kurulmasina Uygun Olmamasidir. Bu Durumda Türk Laikliğinde Din Ve Devlet Ayriliği çok özel Bir Anlam Taşimaktadir. O Da şudur: Din, Devlet Işlerinden Tamamen Elini çekmiş, Fakat Devlet Din Işlerinden Elini çekmeyip, Onun Kötüye Kullanilmasini, çikar Unsuru Olmasini Korumaya çalişmaktadir. Yani çift Tarafli Bir Din Devlet Ayriliği Değil, Tek Tarafli Bir Din Devlet Ayriliği Vardir.
3) Türk Laikliğinde Devletin Dine Müdahale Etmesinin önemli Bir Nedeni De, Türkiye’de Osmanlilar Döneminden Bu Yana, Yeniliklerin Yürütülmesi Işini Devletin Yüklenmiş Olmasidir. Bu Yeniliklerin Başinda çağdaş Uygarliğa Geçiş Gelir. Cumhuriyet Devrinde De Türk Inkilabi Ayni şekilde Devlet Tarafindan Yürütülmektedir. Bunun En önemli Nedeni Ise Toplumun Düşünce Yapisinin Henüz Bu Değişiklikleri Kolayca Benimseme Seviyesinde Olmamasidir. Dini Cemiyetler Ellerine Firsat Geçirdikleri Anda Kendi Asli Görevlerini Birakip, Devletin Düzeniyle Uğraşmaya Başlarlar. Bunun En Güzel örneğini Tekke Ve Zaviyeler Vermiştir.
Buraya Kadar Yapilan Açiklamalari şöyle özetleyebiliriz: Laikliğe Aykiri Davranişlari Kolaylikla Denetim Altina Alma Ihtiyaci, Devletin Dine Müdahale Etmesini Gerekli Kilmiştir.
Türkiye’de Siyasi, Sosyal, Hukuki Ve Ekonomik Zorunluluğun Bir Sonucu Olarak Doğan Ve Türk Toplumu Için Bir Yasam Sorunu Olarak Düşünülen Atatürk’ün Laiklik Ilkesinin Türkiye Cumhuriyetinde Yerleşmesiyle Birlikte; Inkilaplarin Büyük Bölümü Gerçekleştirilip Daha Sağlam Olarak Toplumumuza Yerleşmiş Başta Milliyetçilik Olmak üzere Tüm Ilkeleri Güvence Altina Alinmiş, Türkiye’de Akilci Ve Bilimsel Yöntemler Gelişip, Din Ve Mezhep Herkesin Vicdanina Birakilarak Ayricaliklar Ortadan Kaldirilmiş, Ortaçağ Imparatorluğu Yerine çağdaş Bir Devletin Doğuşu Sağlanmiş, Skolastik Bir Eğitim Yerine Akilci, Bilim Ve Vicdan özgürlüğüne Dayali Bir Zihniyetin Sağlanmasi Mümkün Olmuş, Milli Egemenlik Gerçekleşmiş, Milli Birlik Ve Beraberlik Daha Sağlam Temellere Oturtulmuş, Kadin Erkek Arasinda Eşitlik Sağlanip, Sinif Farki Kaldirilarak, Dinin Kötüye Kullanilmasi Engellenmiş Ve çağdaş Uygarlik Seviyesinin üzerine çikmanin Yollari Açilmiştir (25).
Düşünce Ve Inanç özgürlüğü Demek Olan Laiklik Ilkesi, Atatürk’ün Dünya Görüşünün, Kilit önemindeki ögesi, Bütünüyle Atatürk Inkilaplarinin Genel Karekterini Belirleyen özelliğidir. Bilim Ve Sanatin Gelişmesi, Bilimsel Düşünüşün Toplumun Yönetimine Egemen Kilinmasi, Kadin Haklarinin Taninip Gerçekleştirilmesi Ancak Laik Bir Ortamda Sağlanabilir. Kutsal Sayilan Konularda Inanç Ve Düşünce Farkliliklarinin, Dünya Işlerinde Dayanişma Ve Işbirliğini Engellememesi Ortami Demek Olan Laikliğin Bu Niteliği Ile, Demokratik Bir Toplumsal Ve Siyasal Düzenin De Vazgeçilmez Gereği Olduğu Açiktir.
Türk Inkilabinin Bir Temel Prensibi Olarak Laikliği Değerlendiren Prof.dr.suat Sinanoğlu, Görüşünü şöyle Ifade Etmektedir.
“laik Düşüncenin Işiğinda Atatürk Inkilabi, Dogmatik Değerler Sisteminin Reddi Ve Akilci, Insanci Bir Temele Dayanan Yeni Değerler Sisteminin Kabulü Olarak Görünmektedir. Bu Yoruma Göre Atatürk Inkilabi, ölçülmez Bir Değerdir. Yeryüzünde Vuku Bulan Ihtilallerin En şumullusü, En Radikali Ve En Hayret Vericisidir. Atatürk, Gelmiş Geçmiş Dehalar Arasinda En Kudretlisi, Eseri Eserlerin En Muazzamidir”.
Sonuç :
Din Ve Devlet Işlerinin Birbirinden Ayrilarak Kişilere Vicdan Ve Ibadet özgürlüğünün Getirilmesinin Yani Sira, Dünya Sorunlarinada Bilimsel Ve Akilci Açidan Bakmayi ön Gören Bir Hayat Tarzi, Bir Dünya Görüşüdür şeklinde Açiklayabileceğimiz Bu çok Yönlü Atatürk’ün Laiklik Ilkesi, Türkiye Cumhuriyetinde En çok Tartişilan Fakat Az Anlaşilan Ilke Olduğundan, Günümüzde De Güncelliğini Korumaktadir. Laikliğin Anayasaya Girmesinden Bu Yana 63 Yil, Laik Eğitimin Uygulanmaya Başlanmasindan Bu Yana 76 Yil Geçmesine Rağmen Bu Gün Hala Bu Konularda Az Da Olsa çelişkili Görüşler Vardir.
Günümüzde, Atatürk Ilkelerinin Ve Laiklik Hareketinin; Dini Ortadan Kaldirmak, Din Ve Vicdan Hürriyetlerini Yok Etmek Için Yapildiğini Ileri Sürenler Vardir. Ancak Yapilan Yenilik Ve Uygulamalara, (örnek: Diyanet Işleri Başkanliğinin Kurulup, Devlet Bünyesi Içinde Yer Verilmesi) Atatürk’ün Din Konusundaki Düşüncelerine Baktiğimizda (“din Gerekli Bir Kurumdur. Dinsiz Milletlerin Devamina Imkan Yoktur. Ancak Din Allah Ile Kul Arasindaki Bağdir... Din Bir Vicdan Işidir. Herkes Vicdaninin Emrine Uymakta Serbesttir”. “türk Milleti Daha Dindar Olmalidir. Yani Bütün Sadeliği Ile Dindar Olmalidir Demek Istiyorum. Dinimize, Bizzat Gerçeğe Nasil Inaniyorsam öyle Inaniyorum”) Bu Yeniliklerin Dine Karşi Değil, Cehalete Ve Din Adina Ileri Sürülen Safsatalara, Dinle Hiçbir Ilgisi Olmayan Hurafelere Ve Dini Siyasi Amaçlara Alet Ederek Egemenlik Sürdürmek Isteyenlere Karşi Yapilmiş Olduğunu, Amacinin Da; Her Yönden Geri Kalmiş Olan Türk Toplumunu Taassuptan Uzaklaştirarak, Gelişme Yollari Açmak Olduğunu Görürüz. Bu Tür Kişilerin Kimler Olduğunu Ve Neden Böyle Davrandiklarini Atatürk şöyle Dile Getirmiştir: “....laikliği Dinsizlikle Kariştirmak Isteyenler, Ilerlemenin Düşmanlari Ile Gözlerinden Perde Kalkmamiş Doğu Kavimlerinin Fanatiklerinden Başka Kimse Olamaz...”.
Atatürk’ün Laikliğe Yönelmesinin Temel Amaci; Türk Milletini Geri Birakan Inançlar Karmaşasina Son Vermek, çağdaş Uygarlik Düzeyine çikmak Için Yapilan çalişmalarin Engellenmesine Mani Olmak Ve Tüm Kurumlarda Bilimsel Teknolojiyi Kullanarak, Türk Toplumunu Sürekli Modernleştirmektir.
Atatürk Ilke Ve Inkilaplarinin Hem Tabani, Hemde Garantisi Olan Laiklik Ilkesinin, Bazilari Tarafindan Tam Anlaşilmayarak Sürekli Tartişma Konusu Olmasinin Sebebi; Dogmatik Bir Laiklik Kavramina Körü Körüne Bağli Kalinmasi, şartlara Ve Kişilere Göre Farkli Yorumlamalar Getirilerek çikarlari Doğrultusunda Hareket Edilmesi, Eğitim Seviyesinin Düşüklüğü... Vb. Gibi Olaylara Dayanir.
önemli Bir Noktada; Atatürk önderliğinde, özellikle Laik Devlet Düzeninin Kurulmasiyla Başlayan Türk çağdaşlaşmasinin Sadece Türkiye Için Değil, Bağimsiz Olmak Ve Bağimsiz Kalmak Isteyen, çağdaş Medeniyeti Benimsemenin Bir ölüm Kalim Meselesi Olduğunu Idrak Etmiş Bütün Milletler Için, Her Bakimdan Paha Biçilmez Bir Işikli Yol, Evrensel Bir Değer Niteliği Taşimasidir. Bu özelliği Ile Türk çağdaşlaşmasi, Iran’da, Afganistan’da, Irak’da, Endonezya’da, Misir’da, Tunus’da... Yapilan Reformlarin Esin Kaynaği Olmuştur (26).
Sonuç Olarak Diyebiliriz Ki; Bugün Laikliğe Karşi çikanlar Taviz Bulursa, Yarin Atatürk’ün Diğer Ilke Ve Inkilaplarini Yanliş Değerlendirip, Türk Toplumunu Geçmişe, Geriye Götürmeye çalişirlar. Atatürk Cumhuriyetini En Iyi Karekterize Edecek Nitelik, Onun Laik Niteliğidir. Laiklik Gerçekleşmez, Devamli Ve Titiz Bir Saygi Görmezse, Kemalist Inkilabin Hedefi Olan; Demokratik Ve Bağimsiz Cumhuriyetin Varliği Tehlikeye Düşeceği Gibi, Bir Diğer Hedef Olan Türk Toplumunu çağdaşlaştirma çabasi Da Iflasa Uğrar Ve Toplumumuzu Yeniden Ortaçağin Karanliğina Gömülür (27). Bize Düşen Görev; Diştaki Ve Içteki Laik Ve Demokratik Cumhuriyet Düşmanlarina Aradiklari Firsati Vermemek Için, Atatürk’ün Düşünce Sistemini Iyi Bilip Kavrayarak, Toplumumuzda Ikiliğe Yol Açmamak, özellikle Atatürk’ün Laiklik Ilkesiyle Islamiyete En Büyük Hizmeti Yapmiş Olduğunu Anlatarak, Iç Ve Diş Düşmanlarin Atatürk’ü Dinsizlikle Suçlayip, Cumhuriyete Ve Atatürk’e Karşi Olan Kişkirtilmalarini Etkisiz Hale Getirmek Ve Atatürk’ün Bizlere Emanet Ettiği Laik Cumhuriyeti, özgürlük Ve Demokrasi Içinde Koruyup, Sonsuza Kadar Yaşatmak Için Sürekli Uyanik Bulunmaktir.
|